
dün gece hüzünleri de ceketimin sol cebinde bıraktım ve öyle sevecen bir yüzle çıktım… kendimi sokağa attım, karanlık… gezdiğimiz yolları, seninle bir kez daha dolaşmak istedim sensiz… ayak izlerimizi arayacaktım bastığımız yerlerde…
seni soracaktım; gelip-geçen yolculardan… yarama, basan-ezen herkesten…
hani yağan yağmura ıp-ıslak duran gecede…
sen ve ben…
ve bulsaydım yüzümü sürecektim toprağına… kirlenmiş-kokuşmuşluğuna aldırışsız hem de… koklayacaktım seni topraktan kalmışsaydı izin az-biraz… alacaktım ve yüzüme sürecektim … kanatacaktım belki… kan akacaktım… sen çıkacaktın gecenin karasından bir ay gibi ve ben hayaline sarılacaktım… kendimi de/kentimi de saçlarına asacaktım… yüzlerine ay diye bakacaktım ve sen şavkıyacaktın içimde… aydınlık görkemin dolacaktım… senle sarhoş olacak, bir hoş olacaktım…
ve yağan yağmur kadar ağlayacaktım ip-inceden…
dili olsa, konuşacak anlatacaktı belki seni bana… belki de toprak, gezen-dolaşan herkese,“basmayın! burası çok önceden basılmıştır! siz de basmayın, kıymayın!” diyecekti…
kıyan, kıyacaktı… kıymayan, kıymayacak… herkes her şeyi bilecek ve herkes her şeyi konuşacaktı… ben onları dinlemeyecektim… kulağım içindeki sese kendini verecek ve dünya dönüyor mu bile bilmeyecekti…
yaptığını yapacaktı…
hayat akıp gidecekti, akıttığım kan kadar…
evet, toprak üşüyecek ve beden kanayacaktı…
saçma-sapan şeyler yapacaktım, aptalca...
kendimi istanbul’a salacaktım sonra… gözlerim kapalı dinleyecektim istanbul’u bir şair gibi…
yazması düşen o kadın olacaktım… akan trafiğe karışacaktım; göz yaşına karışır gibi kadının… arabaların korna sesini duymayacak ve kaçacaktım nereye gittiğini bilmeyen…
beni nelerin beklediğini de… ne olacağını ve ne biteceğini de…
ve “şehirlere bombalar…” yağacaktı… militan bir kürt çocuğu içimde isyana duracaktı… ve ben, yine de seni haykıracaktım sevgili, yine de seni…
yaser edessa
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/21|