Korkan Çocuktan…

26/4/2009 | Kategori: denemeler |

                                                                                                                                                        25/04/2009

 

 

kendi içimizde, kendi duyularımızı ne zaman ve nasıl kontrol eder hale geleceğiz?.. kontrolü sağlayan beynimize, duyularımız mı yön verecek bedenimizin?.. ve nasıl olacak ki, insan, kendine gelecek?.. tabi, bir sarsıntı geçirmesi gerekecek… sarsıntı sonrası kendisine gelmesini… ve anlayabilme yetisini kazanmayı… ve bilmeyi… ve duymayı… belki biraz haykırmayı ve avazı çıktığı kadar kendine bağırmayı… kendini alabildiğine yermeyi… ve yanmayı anne yüreği kadar cayır cayır… kendini kandırmaktan ve aldatmaktan kurtarmayı bir nebze…

 

belki o zaman!..

 

işte belki o zaman; durup dinlenmeden, soysuzlaşmayı yaşadığı yaşayışı, beynine hücum edecek… kendini bulacak… kendine varacak… insan olacak…

 

kirlenen doğası insanın…

kirleten doğayı…

 

ve hezeyan saçıyor, doğası kirli insan… kiri bile kirleten yeşil kumaşlara bezeli, neyden üreli/türeli belli olmayan, kafasında karanlık bir maske… ruhsuz-ruhu gibi… kendi gibi… doğası, dibi her türlü pisliğin… pençesinde insan katleden demir parçasıyla benzeşir…

 

dipçik vuran…

korkan çocuktan…

ve gölgesinden dahi…

 

yüzü, sidik kokan-bakan başı çaput bereli… vuran döşüne kürd’ün-ermeni’in… ölüsüne/dirisine…

 

bu, ilk değildi gördüğümüz; hakkari’de... son mu, bilinmez… ufuk yaralı… umut yaralı… barış, hasta yatağında ağır yaralı her defasında… gör(e)mediğimiz de vardı, bil(e)mediğimiz… çığlıklarını duy(a)madıklarımız… ölü bedenlerine bile tecavüz etmekten kaçınılmayan, o körpecik bedenlerin… gep-gencecik kızların… annesinin bile okşamaya kıyamadığı saçlarını… dar ağaçlarında ipe giderken filinta eren’ler…  bir dağın izbesinde, bir karanlık sokakta ve bir aydınlık şafakta vurulurken çocukları o yurdun, sorgusuz-sualsiz… hani nice çocuklarını yetim bıraktığın… hani bir gece vakti babasını/annesini/kardeşini alıp götürdüğün, ama hiçbir zaman geri getirmediğin… o apansız gecede… o hiç bitmeyen, uzuuun gecelerde… ve hep karabasana dönüşen sonrasında… bitip tükenmek bilmeyen sancısı yüreklerin…

 

katline ferman buyurulan kürd’ün, ne kıymet-i harbiyesi var yaşının… anlamsız geçen ömrünün… ve dipçik darbeleriyle parçalanan beyninin… deşilen karnının süngüsüyle çıyan’ın… ve tutsak alınmışlığının/kalınmışlığının coğrafyasında…

 

 

ve sen yine belirdin!.. hem de bir gündüz vakti… olmayan ruhun ve yüreğin kadar kirli ve kin-nefret bakan gözlerin… dehşetler saçan her karış toprağında ülkemin…

 

insanlığın, korkunç tarihli manzaralar mimarı…

 

ve sen , çırıl çıplaksın devlet!..

 

görüyorum en mahrem uzuvlarını, sallanan…

 

dipçik vuran…

korkan çocuktan…

ve gölgesinden dahi…

 

ve yine sen, dipçik vuran; bir moloz yığınısın inşaatında geleceğin… kardeşleşmenin… ve güzele dair ne varsa, her şeyin…

 

biliyorum, kılı kırk yarsam da nafile, anlatamam seni sana… anlamak istemezsin beni benden…

 

kendine kendinden güvensiz adam…

 

sallanan uzuvu olmazsan devletin…

 

okşayan başını hani…

 

adaleti olmayan, sorsan da hesap…

 

hani en erkekten de erkek devletin…

 

işte sen, koskocaman bir hiçsindir o zaman..!

 

halklar denizinde bir damla bile ol(a)mayan sen…

 

koskocaman bir hiç!..

 

 

 

                                                 yaser edessa

Yorum ( 0 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

 

<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>

Yorum yaz! : Arkadasina Gönder!
0yorum yazilmistir