(m)evlilik üzerine…

14/9/2009 | Kategori: denemeler |

   14/09/2009

                                                                    

 

“benim için insan olması yeterlidir ve tabii ki fikirleri de…” dediğinde, işte orada dur, atıyorsun ahpab dedim… senin için bu adam umurunda değil, senin tek derdin; adamın sosyal konumu, çevresi ve parası… fikirleriymiş, insan olmasıymış, hikaye bunlar… pekala bunlar önemli tabi… ama bu senin için geçerli bir kural değil… senin aklın-fikrin-derdin tasan, onun servetine-malına kul-köle olmak… sen zahmetsizce yaşamak istiyorsun, bedava yani… suya-sabuna dokunmadan… onu anlamadan, bilmeden… içine içine girmeden… onu bir parça, kendinden saymadan… sevgi ve sevda yoksunusun sen, anlayamazsın… gözlerin zengin, azgın ve doymak bilmez bir vampir adeta…  şair der ya, “kanım alır ecelsiz…” işte öyle bir şeysin sen de… (tabi şair’in şiire verdiği manada değil…)

 

-“ama bu da önemli değil mi ya…” dedi…

 

-nedir ya önemli olan dedim…

 

-“serveti-malı, bunlarda gerekli ama…”

 

-iyi de, az-önce sen değil miydin insanlığından dem vuran… şimdi ne oldu da böyle, fikrin bir anda değişti…

 

-“fikrim değişmedi…”

 

-peki ya ne, sorun ne?..

 

-“aslında biran düşündüm de, insan olması ve fikirlerinin fikrimle uyuşması bir yere kadar, peki ya gerisi… gerisi ne olacak?.. biz nasıl yaşayacağız?.. hayır hayır, kesinlikle olmaz!.. parası olmadan, yani malı-mülkü-serveti olmadan olmaz…”

 

şok oldum, afalladım resmen… beni doğruladı yani…

 

-ya nasıl olmaz!.. peki ya sevgi-sevda?..

 

içine edeyim sevginin-sevdanın dercesine omzunu silkti ve çekip gitti, burun kıvırtarak…

 

vay be! dedim kendi kendime…

 

“gözüm yok servetinde malında…” diyen kadına bak!.. oysa, “karşıma bir gün dürüst biri çıkarsa, onunla evlenirim… sadece ve sadece dürüst olması yeterli… insan olması...” demişti… nasıl oluyor da böyle biranda değişebiliyor insan, doğrusu ben pek anlayamadım…

 

evlilik?!.

 

olmalı mı, olmamalı mı, tabi pek bilmiyorum henüz ve hala bekar biri olarak…

 

ya da nasıl bir evlilik?..

 

evlilik gerçekten olmazsa olmaz mı?..

 

beraberlik yetmiyor mu?..

 

yetiyor mu?..

 

gerçekten karmaşık bir hal-vaziyet…

 

batı’da bu sorun bir nebze de olsa aşıldığı söyleniyor… ya da gözlemleyebildiğimiz kadarıyla, bu biraz da böyle… ilişkiler daha da özgür... (onun için bizimkiler gibi abaza kalma dertleri de yok adamların) ama bazen de abartılı ve çarpık bir özgürlük gibi gelebiliyor...

 

biz gibi kapalı toplum özellikleri olan halklarda ise, vazgeçilemez bir kurum olarak bakılıyor… ve kimi kadının ya da yalnız erkeğin, kurtuluş umudu… özgür ilişki yaşayamıyoruz, bari biran önce, son kullanma tarihimiz geçmeden (diğer tabirle, evde kalmadan) evlenelim ve kurtulalım da, dünyaya; “oh be, biz de varız, yaşıyoruz” diyebilelim…

 

ama şunu biliyorum; önemli olan evlenmek değil, evlilik sonrası yaşamı kurabilmek… mesut-bahtiyar bir hayat sürebilmek bir ömür boyu… bunu bugüne değin, kaç evli çift başarabildi, bilmiyorum doğrusu… evlenmek veya beraber yaşamayı cazip kılan tek şeyin, şu olduğu gerçeğini de artık yadsımamak gerektiğine inanıyorum ülkemde: her şey, içine ettiğim paraya-ve onunla birlikte gelen kariyere bakar… mevcut kurulu düzen, bunun üzerine inşa edilmiş… paran varsa, kaynağının nereden geldiğinin ya da nasıl kazanıldığının bir önemi yok… sen sözü dinlenen ve adam yerine konansın artık… gerisi hava-cıva…

 

yüreği beyni yoksul, ama cebi/göbeği şişkin mi şişkin para babaları malı götürüyor… evet, yanlış duymadınız!.. onlar için kadın bir mal-meta ve cinsel obje olmaktan öte bir şey değil ve olmayacak ta… çünkü gönlü zengin, fikir sahibi, dürüst adama kimseler varmıyor ve onu anlama çabası gütmüyor…  deyim yerindeyse, sakalı (parası) yoksa, sözü yine ve yine para ve para veya para ve para etmiyor, etmiyor, etmiyor!.. içine edilesi dürüstlüğünün bir kıymet-i harbiyesi yok artık!.. bunu anlayın!.. cebi boşsa, bu adam da boştur algısı var kimi insanlarda… sağ olsunlar, bilinçsiz/apolitik toplum kadını da dört nala koşuyor böylesi tutsak ve kölece yaşama… çünkü algısında bu var, bu türden tipolojiye sahip kadınların… adeta kurtuluşu, erkeğin cebinin şişkin olmasında görmesi hazin bir gerçekliktir toplumumuzda… bu kesinlikle bir zavallılaşma belirtisidir ve başka da hiçbir şey değildir…

 

yani demek istediğim; saman yok, saman olmayınca, samanlığında bir anlamı kalmıyor… ve bir seyrangaha dönüşemiyor samanlık... çünkü küresel ısınmayla beraber, yerkürenin ekolojik dengesi bozuldu, tarım geriledi ve ne oldu?.. üretim düştü sayın seyirciler!.. üretim düşünce de saman da bu durumdan nasibini almaz mı, alır… yani, “bu aşk burada biter ve ben çekip giderim” arkadaş… ve yine yani iki gönül muhabbeti bir olmuyor ve samanlık denen o romantik ortam/mekan, böylece bir seyrangaha dönüşemiyor… zühtü de samanlıktan kaldıramadı samanı… e ne olacak şimdi?.. bu iş ol-ma-ya-cak abi!..

 

ben de o yukarda bahsettiğim kadının sözü üzerine şöyle bir karar aldım, yani anladım ki; şiirle-şarkıyla, fikirle-zikirle, hoş/sohbet-güzel-muhabbetle bu iş olmaz… (hani popüler bir şair de değilsin falanca gibi… ya da popüler bir yazar da değilsin orhan pamuk and ahmet hakan/altan gibi) adam gibi (adam mı kaldı lan!..) para kazanacağım… madem hedefim yükselmek ileri gitmektir, ben de bu uğurda ne gerekiyorsa yapacağım dostum… gerekiyorsa, şerefsiz/alçak/namussuz bile olacağım… söz-konusu para kazanmaksa, gerisi teferruattır diyeceğim… ahlaksızlıkta sınır-mınır tanımayacağım… babamı, hele annemi hiç mi hiç tanımayacağım… teyze seni çok sevdim, sana anne diyebilir miyim bile demeyeceğim hiç bir kadına… erkeğe de amca… kapitalist amcayla haşır-neşir olacağım… onun iyi bir yalakası olacağım ki, ben de malı götürebileyim… halis (toprak) amca kadar zengin olacak ve kendime meşru haremler kuracak, hesabını soranlara da, yine o zengin ve engin olmanın verdiği o güçle kendimi savunacak ve en nihayetinde de ben haklı çıkacağım; 80 yaşında çakma bir ayı bile olsam (ki ben gerçek ayılar müptelası bir insanım…), alıp fidan gibi kızları bir bir… (ama şöyle bir gerçekte yok değil hani: bu 17’lik kız, kesinlikle bu çakma ayı’nın servetiyle alakalı değil, inanın!!! çünkü ben bile bu çakma ayı’yı seksi ve bir o kadar da yakışıklı buluyorum… ah keşke kız olsaydım… olmadı bir gay, ayyy…) TMSF çaksın sana ey toprak-ı halis!!! ne yapıyon lan!!! hop hooop!!!

 

baktım olmadı, bir arabam, yatım, katım ve iyi de bir maaşım olması için elimden geleni ardıma koymayacağım, koyarsam namerdim lan..! (okur-yazar olmak, en basitinden bir memur olmak isterdim lakin, kpss, mpss, ltss, gbss vs. ss gibi elli bin tane sınavdan nasıl geçeceğim bu sefer, bunu düşünüyorum… şimdilik bu kalsın, bu hayalimden vazgeçiyorum) bakıyorum da etrafıma; anneler, kızlarına koca ararken, öne sürdüğü kriterler genelde üç-aşağı beş yukarı bu oluyor... en gözde damat adayları bu tipler arasından seçiliyor... kız arkadaş edinmek, sevgili yapmanın yoluda yine cepten geçiyor... züğürt adamla takınılmaz, benim hala ve hala gelişememekte olan ülkemde... bizim kızlar işini bilir... tipi de düzgün oldu mu, kas bi de badi falan... al sana 4X4!!! gerçi bu araba modeli gibi oldu ama… kızlar da arabayı sevmiyor değil hani… (sevmeyenlere bişey mi dedik? ne kızıyorsunuz ya..!)

 

yani evlenmek demek; çocuk oyuncağı demek değildir, aklınızı başınıza devşirin… evlenmek demek; arçelik demek, beko demek, vestel markalı beyaz ev eşyası demektir… evlenmek demek; opel demek, bmw demek, mercedes markalı/fiyakalı otomobiller demektir… nasıl ki avrupa’nın yolu diyarbakır’dan geçiyorsa, evlenmek ve kızları tavlamanın ya da olgun-düzeyli bir ilişki yaşamanın yolu da, markalı/fiyakalı arabalardan geçiyor, bunu siz, siz olun, sakın ha, sakın, unutmayın… çünkü bahsettiğim türden bir arabanız varsa, bu demek oluyor ki; siz, kariyer sahibi, dürüst, namuslu zengin, engin bir kişiliğe sahipsinizdir de aynı zamanda… araba, tüm bunların belirtisidir… ben varım, gel beni al dostum demektir… albenisi çoktur yani, basite almayın sakın…

 

ha bu arada buraya bir not düşmekte fayda görüyorum, özellikle erkekler için, siz siz olun, bir kızı severken, onun dedesini/babasını/abisini/geçmişini/geleceğini/soyunu/sopunu da sevin, hatta ve hatta kızdan daha çok sevin ki, onlar da sizi sevsin ve kızını şapada size versin… çünkü bir yerde kızın soyu-sopu ve ya babası/abisiyle de evlenebilirsiniz, hani illa gay olma ihtimallerine karşılık demiyorum; yani onları da sevin ya, ama özellikle de onlar sizi sevsin… tabi kızını çarşı-pazar satan bir anlayış sahibi değilse bunlar; hani kim çok verirse ona veren tiplerden…

 

bir de, “yok dostum, bizler özgür takılmak istiyoruz, evlenmek te neymiş” derseniz, o zaman siz; istiklal caddesi, fransız öpücüğü, ingiltere centilmenliği ve amerikan pornosu vs. kokuyorsunuzdur; size diyecek bir şeyim yok, çok ve bol eşlilikçi dostlarım… bu, beni hayli bi aşar da, aşar…

 

elini masaya vurdun mu istediğin “karı”yı alacaksın!.. felsefe bu!.. ibrahim tatlıses felsefesi… ülkemde kural böyle çünkü… kendine birde yeni bir kültür edineceksin; cinema mesela… “vay be! cinema’ya da gidiyor bizim oğlan” desinler maksat… recep ivedik ve muro tarzı filmler izleyeceksin… gülmekten ölecek, altına edeceksin… kültür bu dostum!.. bu kültürü tuttum… kimse şairi-yazarı anlamaz ve anlamak içinde bir çaba sarf etmez bunun için… bunlar karın doyurmuyor çünkü… hele bu şair hala yolun başında ve aşkın yaşındaysa, bir de züğürtse, o zaman yedi ayvayı, ekşi narı… anca ölünce rahmetliler anlaşılır… ben ölmeden önce anlaşılmak istiyordum ama, kimse beni anlamıyor… ne yapayım, ölmeden ben de bi nebze yaşayayım be dostum; tabi şansım yaver giderse o da…

 

hatırlıyorum da, beş bin yıl önce her şey ne kadar da güzel ve doğaldı… ilkeldik belki ama, komünal bir toplumduk… eşit-ortak yaşardık… kimse, “hey dostum, sen ne iş yaparsın” diye birbirine sormazdı… önce kariyer ve sonrasında çocuk yapma derdi de yoktu... çoluk/çocuk/kadın/erkek arasında (g)ayrım yoktu, olamazdı… çünkü o zaman kelimeler de yoktu, kelimeler olmayınca, böyle büyük düşünmekte... böyle bölücü fikirler edinmekte… bu türden şeyler ayıp sayılırdı… ne varsa soframızda yerdik kardeş kardeş… ot gibi yaşardık... çünkü o zamanlar gül daha keşfedilmemişti... onun için gül gibi yaşardık diyemiyorum... en gözde bitki ot’tu... her hatırladıkça o günleri, derin bir of çekerim ve nerde o eski günler, ah nerde! derim hep… tam beş bin yıl önce!.. zaman ne çabuk da geldi-geçti böyle… özlüyorum valla!.. o günler geri gelebilir mi ya da biz geri gidebilir miyiz?.. ben geride kalmak isterdim şahsen… ilericilik sizin olsun, alın, başınıza-başınıza çalın, istemez!..

 

 

kul yaser’im, şöyle derim; kişi/kişiler, kendisini nereye, nasıl, ne şekilde layık görüyorlarsa, oraya aittirler bir bakıma… yani hayat, sana ne sunduysa o dur biraz da… fazlasını zorlama(yın) istersen(iz)… ve yani hayat, sana/size gülmüyorsa, kaşlarını çatıyorsa, pis pis somurtuyorsa, sen de bir yılmaz güney bakışı fırlatacaksın ona… ve hayat karşında, kesinlikle ve kesinlikle, ne küçük emrah rolünde olacaksın, zavallılaşacaksın, ne de nuri alço rolünde olup, milletin anasını-avradını belleyeceksin…

 

(y)amalı (m)aşk mı olurmuş!.. seviyorsanız, seviyorsunuzdur… nedir ondan öte istediğiniz şey, anlamıyorum ki!.. neden hep yatlı/katlı/otoparklı fanteziler üretiyorsunuz, o çokta çalış(a)mayan beyin hücrelerinizde… sevgi(li)nizin sevgisi kessin ayaklarınızı yerden ve hüzünlü sevişmeleri uçursun sizleri diyar diyar; arabalar/yatlar/katlar ve fantezili otoparklar değil a dostlar… önce birbirinizi/e sevmesini/binmesini öğrenin, sonra binin arabalara/yatlara ve bilmem kaç sefer sayılı uçak ve vapurlara…

 

de hadi birbirinizi okşayın, sevin-sevişin!.. çıkarın babayı/abiyi-soyu/ sopu aradan!..

 

kulağa göre ağız, buruna göre koku olamadıysak, yani şerefsizlik/alçaklık ettiysek, hiç burun kıvırmanıza, dudak bükmenize gerek yok, susun, konuşmayın!!! kendi haddimi, kendim de bildirebilirim kendime… bunu yapabilirim, o potansiyel güç ve irade, fazlasıyla var bende hem de, sizler hiç meraklanmayın… ama yok, illa derseniz ki; haddini sana biz bildireceğiz… buyrun, beklerim, haydi gelin o zaman!.. boynum kıldan incedir benim…

 

 

 

 

 

                                                                       yaser edessa

 

 

 

Yorum ( 0 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

 

<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>

Yorum yaz! : Arkadasina Gönder!
0yorum yazilmistir