“Bize ısı veren soylu GÜNEŞ
Ve yine sığındığımız gölgeyi veren
Salkımlarla başakları olgunlaştıran GÜNEŞ
Şenlikleri kutlamamız için geri çekilen
Deliliklerimizi, taşkınlıklarımızı hoş gören GÜNEŞ
Ve yine bir gün sonra bir gün öncesi gibi
Aynı cömertlikle beliren GÜNEŞ
Bizden ne şükran bekler ne de baş eğme
Doğarken soyludur GÜNEŞİMİZ
Batarken de öyle…”
Yaşam GÜNEŞİMİZ; “El birliğiyle tüm kıtaların efendi güçleri sözüm ona komployla beni İmralı Adasına derdest ettiklerinde aklıma gelen bir efsanedeki Yunan Tanrısı ZEUS’un yani tanrılardan Prometheus’u Kafkas dağlarında kayalıklara bağlanıp her geçen gün ciğerini kartallara yedirip yenileyen gerçeğini hatırlamak oldu. Hani insanlık için Tanrılardan ateşi, özgürlüğü çalan Prometheus efsanesi sanki şahsımda gerçekleşiyordu” diyor…
O, yasak sözcüğe kifayet biçmişti. Halkların yürek ve beyinlerinin gökyüzüne dadanan zemheri füme bulutları, özgürlüğün alazıyla aydınlanmıştı.
O, tüm zaman tanrılarının pençelerinden yaşamı çalmış, kuru tahtadan yepyeni bir yaşam yeşertmişti. Taştan gültenli bir gelecek yazmıştı. İğne ile kuyu kazmıştı ve özgürlüğün şifresini çözmüştü.
O, Efsanenin gerçekleştiricisiydi. Bir damla ateşe, bir katre özgürlüğe susamış her insan yüreğinin elleriyle ona sarılmıştı. O umut GÜNEŞİYDİ. Tanrılara göre doğumu olmamalıydı. O, bilinç ırmağıydı; Tanrılara göre akmamalıydı. Hiçbir damak, hiçbir dimak tatmamalıydı. O yaşamın kendisi! O elementlerin kutsal dörtlüsüydü; havanın özgürlük mavisi; Toprağın sıcaklığı, suyun saflığı, ateşin aydınlığıydı.
O, kendisi olmaktan çıkarılmış, ruhuna ve özgürlüğüne el konulmuş, ölümü yaşam diye bellemiş Kürdün özlemiydi.
Düşün gerçeği ve hakikatin GÜNEŞİ!
O, kimsesiz bir halkın, yalnız bir ülkenin yürek yoldaşıydı.
Behranlıların zihni-zincirlerini kırmış, ak-kara düşüncenin tenine renga renk elbisesiyle kardeşliğin peygamberi MANİ’ydi. Yasaklanmış resminin ressamıydı yani.
O, Ehrimanların karanlıklarını aydınlatan, Ahura Mazda kutsiyetiydi. İnadına “iyi düşünmeyi, iyi konuşmayı, iyi yapmayı” öğreten özgürlüğün filozofu Zerdüşt’tü!
O, hakikatin aşk, Hallac-ı Mansur ve gerçeğin fedakar militanı Nesimi’nin yoldaşı, o, “sevgi alevlerden sonra gelir” diyen, sevginin nefrete tavrı olan İSA!.. Tüm zaman acılarını sevgiye dair işlenmiş günahları yürek çarmıhında toplamış sevgi peygamberi İSA!
O, SÜVEYDA!
Yani her insanın kalbinin ortasında bulunan o beyaz nokta! Ölüme ramak kala insanın kalbine bir ömürde bir defa müdahale ederek diriltebilen yaşam adası; SÜVEYDA! Kalbin biricik önderi!..
O, özgürlük tutkumuz
YAŞAM GÜNEŞİMİZ
ÜVEYŞİN OĞLU
AMARALI ÖZGÜR İNSAN
Özgürlük bilincimiz Önder Apo!
Her halkın kendisini onda bulduğu Önderlik
O, her kültürün kendi rengiyle açtığı IŞIK BAHÇESİ
O, her dilin kendi aksanıyla konuştuğu, her inancın kendini onda gördüğü gerçek düş! GERÇEĞİN GÜNEŞİ!
İşte bu yüzden doğmamalıydı. Kürdün gözleri, yüreği GÜNEŞ’le ısınmamalıydı. Karanlıklardan tuzaklar kurulmalıydı. Zamanın en dehşet uçurumları kazınmalıydı. İhanetin tanıdık hançeri ve lanetli kaderin ellerinden ağlar örülmeliydi. Sahte dostlukların, yetersiz yoldaşlıkların zemini üzerinden kement atılmalıydı.
Kürdün doğumu gerçekleşmemeliydi. Yaşam nefesi kesilmeliydi. Tarih tekerrür etmeli ve 28. çığlığın suskunluğu 29. çığlığında derin bir suskunluğa yatırmalıydı.
Kürde dair tüm sesler boğazlanmalı, tüm diller kesilmeli, tüm düşler yakılmalı, kölece yaşamın karanlığını bıçaklayan; ÖZGÜRLÜĞÜN GÜNEŞİ doğmamalıydı.
Hiçbir Kürt GÜNEŞİN ışığını içmemeliydi!
Yaser EDESSA
Yorum ( 0 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Yorum yaz! :
Arkadasina Gönder!
0yorum yazilmistir